Doğumdan
ölüme beslenme mecburiyeti, insanların ilk çağlardan bu yana yemekle
ilgili birtakım kurallar geliştirmelerine neden olmuştur. Bu kurallar
zaman içinde toplumların kendi yapı ve değerleri ile birleşerek o
toplumlara özgü mutfak kültürünü yaratmıştır. Dünyanın ünlü mutfakları
arasında yer alan Türk Mutfağı da böyle bir gelişimin ürünüdür; Türk
Mutfağı klasik ve yöresel mutfak olarak ele alınabilir. Klasik mutfak,
İstanbul’da imparatorluk ürünleriyle şekillenen bir mutfaktır. Türk Halk
Mutfağı olarak da adlandırılabilecek olan yöresel mutfaklar ise
Anadolu’da bölge ürünleriyle şekillenen mutfaklardır. Konya Mutfağı,
Selçuklu saraylarında gelişen ve Mevlevi adap ve erkanıyla yoğrulan
muhteşem bir oluşumdur. 13. Yüzyıldan günümüze koyduğu kurallarla klasik
özellikler taşıyan, hatta Klasik Türk Mutfağı’nın dayandığı ana
köklerden birini oluşturan Konya Mutfağı bu nedenle Türk Halk Mutfağının
dışında tutulması gereken bir mutfaktır.
Konya
Mutfağı , mutfak mimarisi, araç gereçleri, yemek çeşitleri, pişirme
yöntemleri, sofra düzenleri, servis usulleri, kış için hazırlanan
yiyecekleriyle kendine özgü bir mutfak ve bu mutfakla ilgili inanılmaz
zenginlikte bir mutfak kültürü meydana getirmiştir. Selçuklu
saraylarında altın tepsi ve sahanlarda yemeklerin Oğuz resmine uygun
olarak düzenlendiği; mutfakla ilgili ilk ekipleşmenin Mevlevi
Mutfağı’nda başladığı, dünyada adına muhtemelen anıt mezar yaptırılan
ilk aşçıbaşının Konya’da bulunduğunu söylemek Konya Mutfağı’nın
ihtişamını belirtmeye yetecektir. Doğum evlenme sürecini içine alan
geçiş dönemlerinin hepsinde Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi tatlı
yenilmesi, kutsal günlerde ‘şivlilik’ adıyla sadece Konya’da görülen
çocuklara çerez dağıtma adeti, neşeli günlerden Nevruz ’da bazı
şehirlerde uygulanan ‘S’ harfli yedi yiyecek yenmesi gibi adetler Konya
Mutfağı’nın sayısız zenginliklerine örnektir.
Konya
Mutfağı’nın en ilgi çekici özelliği kurallaşmış davet yemekleridir.
Aşçı Takımı denilen düğün pilavı, davet yemeklerinin en güzeli ‘kara
yemek takımı’ belli yemeklerden oluşur ve bu davetlere gidildiğinde
hangi yemeklerin yenileceği bellidir. Komşu kaldırmaları, çetnevir,
soğukluk sofraları, tandıra bütün kuzunun asılmasıyla hazırlanan ‘çebiç’
olarak adlandırılan ziyafet sofrası yemekleri, Arabaşı ve ‘peşmani’
çekilen gece misafir sofraları da genellikle bilinen yemeklerden oluşur.
Konya’da
dışarı yemekleri olarak üç nefis yiyecek dikkati çeker. Fırın Kebabı
,etli ekmek, peynirli pide.. Yakın yıllarda bunlara peynirli ve etli
içle hazırlanan karışık pide de eklenmiştir. Bu üç yiyecek Konyalıların
olduğu kadar yabancıların da çok ilgisini çeken yiyeceklerdir.
Kimsenin
farkında olmadığı Konya Mutfağı, 1986’da Konya Turizm Derneği’nin
Birinci Milletlerarası Yemek Kongresi’nden sonra yabancıların ilgi odağı
olmaya başlamıştır. Ateş Baz-ı Veli türbesini gezen ünlü otorite Alan
Davidson burada ‘hacı’ olduklarını belirtmiş ve bunu PPS’deki yazısında
da tekrarlamıştır. Tarafımızdan hazırlanan Konya yemeklerinden Örnekler
sergisinde Konya ve Selçuklu yemeklerini tanıyan uzmanlar, Konya ‘nın
önemli bir yemek merkezi olabileceğini vurgulamışlardır. Konya
yemekleriyle ilgili övgü dolu makaleler yazan uzmanlardan Holly Chase ve
bazıları Konya’ya yemek için geziler düzenlemişlerdir. Ünlü editor Jill
Norman sergiyi gezerken bir yemek kitabı hazırlamamı istemiş ve 1989’da
İngiltere’de adı geçen kitabım yayınlanmıştır. Konya Mutfağı çok yakın
yıllarda kültür ve turizm açısından Mevlana Müzesi’nin ardından ikinci
sırada yer alacaktır. Bunun için vakit geçirmeden sağlam bir alt yapı
hazırlanmalıdır. Ancak kültür ve mutfak değerlerimizi hızla
harcadığımız, Konya’nın ünlü fırın kebabını ‘tandır’ a dönüştürmek üzere
olduğumuz bu ortamda, mutfak adına bir kurtarıcı yetkili çıkacağı
ümidindeyim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder